Satılamayacak hiçbir şey yoktur. Telefonu her açtığında bir satış gerçekleşir. Ya sen müşteriye bir hisse satarsın ya da müşteri sana neden alamayacağı ile ilgili bir bahane satar. İki türlü de satış gerçekleşir. Önemli olan, kapanışı kimin yapacağıdır; sen mi, yoksa o mu? Şimdi, acımasız ol.
Jim Young, Kazan Dairesi (Boiler Room), 2000

Safranbolu’nun Turizm Sorunsalı / Bir Bilgi Notu*

Gülevİ Safranbolu

İbrahim Canbulat

Bir sorunun çözümü için -biraz ders anlatır gibi olacak ama, eski hocalığıma yorun- öncelikle problemin tanımlanması gerekir. Sonra da amaçlar yani: biz sonuçta ne elde etmek istiyoruz? Daha sonra da bir model kurulur. Modelin kurulmasında en çetin nokta kontrol edebileceğimiz (controllable variables) ve kontrol edemeyeceğimiz (uncontrollable variables) değişkenlerin tanımlanmasıdır. Bunların arasındaki doğrudan (deterministic) zaman zamanda istatistiki (stochastic) ilişkileri tanımlayan bir model kurulur ve aşağıda belirteceğim amaçları en iyilemek (optimize) için model çözülür ve model sonuçları sistem üzerinde test edilir. Olmadı baştan…

Bu bağlamda biz öncelikle Safranbolu’nun turizmle ilgili sorunlarının ne olduğunu açık yüreklilikle belirlemeliyiz. Örnek vermek gerekirse: Safranbolu’ya niteliksiz turist gelmektedir, turist Safranbolu’da aldığı hizmetten memnun değil, turist eğlenememektedir, turiste para harcatamıyoruz, vb. Şimdi de amaçları belirleyelim daha fazla turist gelmesini mi istiyoruz, daha fazla para mı kazanmak istiyoruz, yeni istihdam mı yaratmak istiyoruz, sürdürülebilir bir turizm mi hedefliyoruz? Ya da bunların hepsi mi? Model kurma aşamasına gelindiğinde işler…

View original post 842 kelime daha

MASUM ÇOCUKLARIMIZ

“Yüzü bir anda geriliyor… Alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırıp ellerini yavaşça havaya kaldırıyor… Tek kelime etmeden olduğu yerde öylece kalıyor… Kendisine doğrultulan fotoğraf makinesini silah zanneden çocuğu teselli etmek hiç de kolay olmuyor… Adı Hudea, o henüz 4 yaşında… Hama’daki bombardımanda babasını kaybetmiş. Annesi ve üç kardeşiyle Suriye’nin Türkiye sınırındaki Atme kampına sığınmış.”
Fotoğrafı Çeken : Osman Sağırlı – Türkiye Gazetesi

Çok Garip Zamanlar Yaşıyoruz

Özge Doğan

2986d6627bce9c102c46744d1331112c

Çok garip zamanlar yaşıyoruz.Bir şeyleri tahlil etmek, hesaplamak çok zor. Her gün yeni bir sabun gündem ile bir şeylerden kopuyoruz. Siyaset ve politikanın bana her zaman uzak ve karanlık gelen dokusunun ruhlarımıza işlediğini düşünüyorum. İstemeden her gün bir doz alıyoruz. Her doz bizi biraz daha insanlıktan ve vicdandan uzaklaştırıyor sanki.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Bir şeylere inanmak bile güç bugünlerde. Dün inandığımız şeyler bugün gerçekliğini yitiriyor. Dünün gündemi yarına taşınmıyor. Bırakın bir günü saniyeler içinde tüketiyor ve en anormal şeyleri bile normal hale getiriyoruz.

Çok garip zamanlar yaşıyoruz. Birileri dinimizi bile tekel altına aldı. Benim, senin inancın artık onların. O derece ki kural koyucu olarak dinimizi kullandıkları için biz sisteme karşı çıktıkça ‘dine’ karşı çıkıyormuş gibi bir hava çıkıyor ortaya. Sistemi, düzeni sorgularken aslında dini sorgular bir hal alıyoruz. Biz eskiden inancın kul ve yaratan arasında olduğunu sanırdık. Şimdi kul, siyaset ve yaratan arasında sanki. Birilerinin sen doğrusun ya da…

View original post 188 kelime daha

DÜŞLERİNİN PEŞİNDEN

Bütün hayatlarını düşlerinin peşinden koşan insanlara imrenmemek elde değil. Kendi düşlerinde yarattıkları o güzel fikirler sanki bir sanat dalgası, bir film gibi ufak kareler içinde yaratılan o muhteşem manzaralar… Ne güzel bir düştür ki içlerinde parlayan umut ışığı adeta pırıl pırıl yayılıyor bu karelere, koşturuyorlar, zaman geliyor ağırlaşıyor başka düşlerle bağdaş kuruyor ama devam etmekten yorulmuyorsun bu senin düşün sen bu düş için zaman gelecek düşecek zaman gelecek en yükseklere bulutlara çıkacaksın.

Bazen de ne olur bilirsiniz bir düşün olur ama yarım düş olur gerçekleşmesinin zor olduğunu kendin bilirsin olsun sonuçta düş değil mi? o düş işte şimdi benim gözümde yarım düş olmakta ama yaşattığın yarım düş. Gerçekleştirilen düşlere bakınca insan heyecanlanıyor. Gittiğimiz bir konferans olsun izlediğimiz yaşanılan bir film olsun ne fark eder o gördüğün kişi düşünü gerçekleştirmiş ne heyecan verici ama evet bende yapabilirim diyorsun kendi içinde ufak bir fırtına kopartıyorsun yapılabilir tabi ki onlar yaptıysa sen de yapabilirsin düşün değil mi?

Sonra kendime bakıyorum yapabilir miyim diye bir boşluk tarif edilemeyen bir enerji sanki ama boşluktaymış hissiyatı vermekte.. Yine aynı düşünce kesmekte yalnız mıyım kesinlikle böyle hissediyorum. Çünkü o insanlara baktığımda gördüğüm bir birlikteliği etrafımda göremiyorum , hissedemiyorum. Farklılaşmak uğruna yanımdakiler de sahte birliktelikler var. Doğal olarak düşler benle kalmakta diğerleri gibi o gerçekleştirenler gibi olmamakta onlara bakınca küçük egolar büyük umutları görürsün bize baktığımızda ise nasıl kendi işime yarar diye çevirmeyi görürsün ondan dedim işte yarım da olsa düş diye bizimkilerde en azından şimdilik kendimizde o gücü bulana kadar yarımda olsa düş…

“Yılın Ağacı” belli oldu

ekogazete

Üç hafta önce bir yarışmadan söz etmiştik:  “Avrupa Yılın Ağacı Yarışması.”  Toplumsal kültürle bütünleşmiş, simgesel değer kazanmış, gönüllerde taht kurmuş ağaçlardı bunlar.  Oylamaya sunulmuş adaylardan örnekler de vermiştik.  Kamuoyunun değerlendirmesine açık bir yarışmaydı bu;  isteyen oy kullanabiliyordu.  Hatta Ekogazete okuyucuları bile tercih belirtmişler.  Sonuç geçen hafta belirlendi ve halkın birinci seçtiği ağaç açıklandı.  Resmi aşağıda.

AĞAÇ-05

Estonya’dan bir meşe.  60 yıl önce bir yanında küçük bir spor alanı varmış.  Burayı genişletip stadyum yapmak istemişler.  Tam ortada kalan meşeyi de kaldırmaya yeltenmişler.  İki Rus traktörü gelmiş ve ağacı devirmek istemiş.  Ağaç direnmiş ve çaresiz kalan Ruslar çekip gitmişler.  Tabii meşe bir direnme simgesi olmuş.  Şimdi top oynayan gençler oyunlarını ağaca göre ayarlıyorlar.

İkinciliği Macaristan’daki bir çınar kapmış.  250 yıllık geçmişi var.  Zamanında Fransa’dan, Versailles’dan getirilmiş buraya.  Dalları altında büyük aşklar görmüş, kavgalar izlemiş, romanlara konu olmuş.

AĞAÇ-11

Yarışmada 185.000 oy kullanılmış.  Estonya’daki meşe 59.836 oy almış.  Macaristan’daki çınar da 53.487…

View original post 274 kelime daha

NASIL BAŞLAMAK GEREK

Bir hayata nasıl başlamak.. Bir güne nasıl başlamak gerek.. Kim düşünür ki hayata nasıl başladığını düşünce bile net cevaplar bulamaz veremez kendine zaman ilerledikçe o net cevapları bulmaya çalışırız. Geçenlerde bir televizyon programında gençlerin çok tembel olduğundan bahsediliyordu. Haklılar belki, belki de değiller gençler tembel değil de çalışmasına gerek olacak durumlar eskiye göre azaldı. Annelerimizin çoğu zaten okul bitince çalışacak çocuğum şimdiden neden başlasın demekte böyle olmadığını düşünebilirsiniz ama bence böyle çok fazla duydum ve gördüm. Hepimiz yorgunuz sanki koşmuş gibi çok çalışmış beynimizin çok yorulması gibi veya dinlemekten yorulmuş gibi duruyoruz bu hayata bakarken. Herkes kendi penceresinden dışarı bakarken evde kalmayı o pencere camını açmaya bile yorgun olmuş. Neydi bizi bu kadar yoran anlamsızlaştıran ifadesizleştiren soruyorum işte ne bizi bu kadar yoran uyumak mı ? Yoksa hayatta birşeyler yapmak isteyip de önümüze engel olanlar mı? Hepsinin bu hikayelerimizde rolü mevcut. Yok değil demeyin senin göremediğin duyamadığın tembel dediğin bu gençlerin başka işlerle yorgunluğu var. Bir şeyi ifade edememenin kendini anlatamadığın ya da anlatsan da kimselerin seni anlamadığı şey işte bu yorgunluk.. Sonra hemen yapıştırılan bir cümle yükselir çok şey konuşma sen sus başımıza yeni icatlar getirme… Eee ne oldu bir şey yapmaya bizim gelenekselci ailelerde izin yok olsa da saçmalıklar peşindeler işte ben ona işin başına geç diyorum o başka ülkelerden bahsediyor diyor. Ya bırak hayal kuralım ona da izin ver ama ne olur olmaz sen hayallerle mi yaşıyorsun gerçekleri görmüyorsun demeler sesler hemde nasıl bilirsiniz belki yükseler bağırılan sesler geliyor. Sonra ne tembel senin istediklerini yapmadım diye mi tembel bırak tembelim ben sen beni hiç düşündün mü peki?  Benim yerime koydun mu gelenekselci diyesi geliyor insanın ama ne fayda düşünce yapısı asla ve asla değişmez kalır. Ben onu sonradan değiştiririm şimdilik beni böyle bilsinler yok efendim bunlar kendimizi kandırmaca birbirimize hava atmaca neyin havası bu anlamıyorum ama bir yükselme çabası var tembel çocuklarının üstünden yalanlarla dolanlarla inkar etme kendine dön etrafına iyi bak unutma sende bu ülkenin evladısın bazı şeyler değişmiyor cahil insana nasıl dert anlamanın zor olduğunu bilmelisin unutmamalısın sonra mı ne diyeceksen işte o zaman nasıl başlamak gerektiğini bileceksin…