DÜŞLERİNİN PEŞİNDEN

Bütün hayatlarını düşlerinin peşinden koşan insanlara imrenmemek elde değil. Kendi düşlerinde yarattıkları o güzel fikirler sanki bir sanat dalgası, bir film gibi ufak kareler içinde yaratılan o muhteşem manzaralar… Ne güzel bir düştür ki içlerinde parlayan umut ışığı adeta pırıl pırıl yayılıyor bu karelere, koşturuyorlar, zaman geliyor ağırlaşıyor başka düşlerle bağdaş kuruyor ama devam etmekten yorulmuyorsun bu senin düşün sen bu düş için zaman gelecek düşecek zaman gelecek en yükseklere bulutlara çıkacaksın.

Bazen de ne olur bilirsiniz bir düşün olur ama yarım düş olur gerçekleşmesinin zor olduğunu kendin bilirsin olsun sonuçta düş değil mi? o düş işte şimdi benim gözümde yarım düş olmakta ama yaşattığın yarım düş. Gerçekleştirilen düşlere bakınca insan heyecanlanıyor. Gittiğimiz bir konferans olsun izlediğimiz yaşanılan bir film olsun ne fark eder o gördüğün kişi düşünü gerçekleştirmiş ne heyecan verici ama evet bende yapabilirim diyorsun kendi içinde ufak bir fırtına kopartıyorsun yapılabilir tabi ki onlar yaptıysa sen de yapabilirsin düşün değil mi?

Sonra kendime bakıyorum yapabilir miyim diye bir boşluk tarif edilemeyen bir enerji sanki ama boşluktaymış hissiyatı vermekte.. Yine aynı düşünce kesmekte yalnız mıyım kesinlikle böyle hissediyorum. Çünkü o insanlara baktığımda gördüğüm bir birlikteliği etrafımda göremiyorum , hissedemiyorum. Farklılaşmak uğruna yanımdakiler de sahte birliktelikler var. Doğal olarak düşler benle kalmakta diğerleri gibi o gerçekleştirenler gibi olmamakta onlara bakınca küçük egolar büyük umutları görürsün bize baktığımızda ise nasıl kendi işime yarar diye çevirmeyi görürsün ondan dedim işte yarım da olsa düş diye bizimkilerde en azından şimdilik kendimizde o gücü bulana kadar yarımda olsa düş…

“Yılın Ağacı” belli oldu

ekogazete

Üç hafta önce bir yarışmadan söz etmiştik:  “Avrupa Yılın Ağacı Yarışması.”  Toplumsal kültürle bütünleşmiş, simgesel değer kazanmış, gönüllerde taht kurmuş ağaçlardı bunlar.  Oylamaya sunulmuş adaylardan örnekler de vermiştik.  Kamuoyunun değerlendirmesine açık bir yarışmaydı bu;  isteyen oy kullanabiliyordu.  Hatta Ekogazete okuyucuları bile tercih belirtmişler.  Sonuç geçen hafta belirlendi ve halkın birinci seçtiği ağaç açıklandı.  Resmi aşağıda.

AĞAÇ-05

Estonya’dan bir meşe.  60 yıl önce bir yanında küçük bir spor alanı varmış.  Burayı genişletip stadyum yapmak istemişler.  Tam ortada kalan meşeyi de kaldırmaya yeltenmişler.  İki Rus traktörü gelmiş ve ağacı devirmek istemiş.  Ağaç direnmiş ve çaresiz kalan Ruslar çekip gitmişler.  Tabii meşe bir direnme simgesi olmuş.  Şimdi top oynayan gençler oyunlarını ağaca göre ayarlıyorlar.

İkinciliği Macaristan’daki bir çınar kapmış.  250 yıllık geçmişi var.  Zamanında Fransa’dan, Versailles’dan getirilmiş buraya.  Dalları altında büyük aşklar görmüş, kavgalar izlemiş, romanlara konu olmuş.

AĞAÇ-11

Yarışmada 185.000 oy kullanılmış.  Estonya’daki meşe 59.836 oy almış.  Macaristan’daki çınar da 53.487…

View original post 274 kelime daha

NASIL BAŞLAMAK GEREK

Bir hayata nasıl başlamak.. Bir güne nasıl başlamak gerek.. Kim düşünür ki hayata nasıl başladığını düşünce bile net cevaplar bulamaz veremez kendine zaman ilerledikçe o net cevapları bulmaya çalışırız. Geçenlerde bir televizyon programında gençlerin çok tembel olduğundan bahsediliyordu. Haklılar belki, belki de değiller gençler tembel değil de çalışmasına gerek olacak durumlar eskiye göre azaldı. Annelerimizin çoğu zaten okul bitince çalışacak çocuğum şimdiden neden başlasın demekte böyle olmadığını düşünebilirsiniz ama bence böyle çok fazla duydum ve gördüm. Hepimiz yorgunuz sanki koşmuş gibi çok çalışmış beynimizin çok yorulması gibi veya dinlemekten yorulmuş gibi duruyoruz bu hayata bakarken. Herkes kendi penceresinden dışarı bakarken evde kalmayı o pencere camını açmaya bile yorgun olmuş. Neydi bizi bu kadar yoran anlamsızlaştıran ifadesizleştiren soruyorum işte ne bizi bu kadar yoran uyumak mı ? Yoksa hayatta birşeyler yapmak isteyip de önümüze engel olanlar mı? Hepsinin bu hikayelerimizde rolü mevcut. Yok değil demeyin senin göremediğin duyamadığın tembel dediğin bu gençlerin başka işlerle yorgunluğu var. Bir şeyi ifade edememenin kendini anlatamadığın ya da anlatsan da kimselerin seni anlamadığı şey işte bu yorgunluk.. Sonra hemen yapıştırılan bir cümle yükselir çok şey konuşma sen sus başımıza yeni icatlar getirme… Eee ne oldu bir şey yapmaya bizim gelenekselci ailelerde izin yok olsa da saçmalıklar peşindeler işte ben ona işin başına geç diyorum o başka ülkelerden bahsediyor diyor. Ya bırak hayal kuralım ona da izin ver ama ne olur olmaz sen hayallerle mi yaşıyorsun gerçekleri görmüyorsun demeler sesler hemde nasıl bilirsiniz belki yükseler bağırılan sesler geliyor. Sonra ne tembel senin istediklerini yapmadım diye mi tembel bırak tembelim ben sen beni hiç düşündün mü peki?  Benim yerime koydun mu gelenekselci diyesi geliyor insanın ama ne fayda düşünce yapısı asla ve asla değişmez kalır. Ben onu sonradan değiştiririm şimdilik beni böyle bilsinler yok efendim bunlar kendimizi kandırmaca birbirimize hava atmaca neyin havası bu anlamıyorum ama bir yükselme çabası var tembel çocuklarının üstünden yalanlarla dolanlarla inkar etme kendine dön etrafına iyi bak unutma sende bu ülkenin evladısın bazı şeyler değişmiyor cahil insana nasıl dert anlamanın zor olduğunu bilmelisin unutmamalısın sonra mı ne diyeceksen işte o zaman nasıl başlamak gerektiğini bileceksin…

KADIN VE YAŞAM

Kadın olmak kolay değildir. Her yerde her ülkede zordur bence neden mi ne kadar özensiz bir görüntüye sahip olsan bile olmadık zamanda olmadık yerde karşına neler çıkabilir bilemezsin hissedemezsin ama sana yaşatırlar bunları.. Gündemimiz bir kızın bu hayatta hiç hak etmediği vahşetle sarsıldı. Şimdiye kadar neden sarsılmadı bilmiyorum ama zararın neresinden dönülse kar olacağını düşünmekteyim. Etrafta kimselere güvenilmez oldu evet kesinlikle kimse kimseye güvenmiyor artık. Bu sadece kadın erkek olarak değil en yakın arkadaşında olabilir en yakınındaki ailende zamanında duymadık mı sanki para için kızını satan insanları ki ben bunların bittiğini hiç düşünmemekteyim hala bir yerlerde var böyle insanlar sadece gündemi oluşturmadılar en yakın zamanda yine düşerler meydana. Ne olacak bu böyle sokağa çıktığımızda öğlenmiş akşammış diye bir şey yok korkuyorsun her daim. Kimin ne yapacağını kestiremiyoruz. İnsanlar çıldırmış gibi bunlardan sadece biri taciz tabi. Büyük şehirde yaşayıp da minibüs otobüs ya da evine dönerken peşine takılanlar olmadığını zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bu olay güzellik değil sadece bu artık sapıklık olmuş. İnsanlar zayıf biri gördüklerinde ya da o anlık nasıl bir hissiyata kapılıyorlarsa böyle sapkın davranışlar sergiliyorlar malesef. Üzülüyoruz hepimiz içimiz acıyo neden insanların hayatında korkunçluk yaratmak isteğindeler neden böyle davranışlar diyoruz ya senide doğuran bir kadın hiç mi düşünmüyorlar bunu . Şu hayatta çocuk yetiştirmek geleceğin bireylerini hayata katmak sizlerin elinde anneler, anneler cahil olmazsa böyle sapkın davranışlar da olmaz diye düşünmekteyim. Bir çocuk büyürken nasıl bir hayat yaşadıysa ki bu hayatı yaşarken dövülüp, bağırılıp, kavgalı ortamda büyüdüyse o çocuktan ilerleyen dönemde sizin istediğiniz o düzgün giyinimli efendi bir birey beklemeyin bence çünkü o bugünün bireyi çocukluğunda zaten bir travma geçirmiş. O travma bir gün bir şekilde hayatında kullanacak er ya da geç bu sebepten dolayı çocuğunuzu çocuklarımızı güzel yetiştirelim. Onlara mutluluğu, sevgiyi, tatlı bir hayatı anlatalım yaşatalım ki herkes korkusuz bir hayat ve mutluluğu yakalasın…

PİŞMANLIK MI ?

Pişmanlık neden duyulur ki insan pişman olacağı bir şeyi neden yapsın eğer pişman olacaksa yapmaz zaten. Öyle olmuyor bazen o an pişman olmadan yaptığın söylediğin herhangi bir durumdan ilerleyen zamanda genelde pişman olunur hatta öyle ki bazen çocukluğuma ver derler önceki yapılan hatalar için. Olmuyor ya bazen yaptıklarımdan pişman olacağımızı bile bile yapmaya devam ediyoruz belki söyleyemediğimiz mecburiyetlerden dolayı ama yapıyoruz işte durduramıyoruz kendimizi olması gerektiğini düşünüyoruz öyle olmasını istiyoruz o anda buna inanmışız çünkü ya da inandırıldık birileri tarafından.. Önemli mi peki bu durum? Belki şuanda değil ama aslında önemli ilerleyen zamanda şuanda hoşçakal demek zorunda kaldıkların senin canını yakacak şimdi hatta pişmanlık duyacaksın kendine ama yapmalısın pişman mıyım dersem eğer HAYIR değilim. Yine olsa yine yaparım şuanda vazgeçtiklerim bana daha güzelliklerle geleceğine inanıyorum. Hissediyorum öyle olacak daha da güzelliklerle birlikte daha güzel sevgilerle birlikte olacak bir kere mi sevgi olur sanki sevgide o anda yaşadığının daha önce olmadığı için en büyüğü zannedersin ama değişir o da değişir yaşam gibi mevsimlerin değişimi gibi şuanda sonbaharı hissedip kışla üşürken ilkbaharla için kıpırdanıp yazla coşar…

BENCİLLİK

İnsan nedir? diye sorsam kendime ilk olarak nedense bencil yaratılmış bir varlık olarak düşüncelere kapılmaktayım. Hep bana hep bana demekten başka bir şeyi düşünmemekte son zamanlarda.Yıllar boyunca, sanki şu dünya bizim için yaratılmış gibi ona sahip olmaya hatta değiştirmek için çalışmaktayız. Fakat içinde bulunduğumuz evren de ne kadar küçük bir yere sahip olduğumuzu görmemek imkansız. İşte bizi bu görüşten alı koyan şey bencilliğimiz, belkide insanı insan yapan şey.

İnsan tabi sırf bencil varlık olarak düşünmemek lazım ama nedense günümüzün son zamanlarında herkes arasında kıyasıya bir yarış ve kendini diğerlerinden üstün görüp en yakınındakileri bile küçümser bir hal almakta neden böyleyiz? Biz neden bencil insanlar olduk bunu hep birlikte yapıyoruz ama bir ya da iki kişiyle olan bir şey değil artık bu herkesin bir tutum bir ahenk edasıyla oluşturmuş olduğu yapısal sisteme dönüşmüş gibi çok hızlı türeyen bir varlık oldu. Bizler eskiden de mi böyle bir tutumdamıydık? Hayır zannetmiyorum büyüklerimden dinlediğim kadarıyla eskiden bu kadar bencil bir ortam olduğunu hiç düşünmek istemiyorum yakıştıramıyorum belki de bu bencillik kavramını. Aklımda hep bencillik o kötü savaşçı kendinden başkasını düşünmeyen adamlara laik görürdüm ama şimdi öyle değil şimdi o adamlar değil o kadınlar o çocuklarda dahil oldu bu hızlıca yayılan kavrama.

İnsanlar inanışlarından uzaklaştıkça sanki daha çok bencil oldu daha kendi yapısını düşünen varlıklar olarak karşımızda bulunmakta son zamanlarda. Eskiden dinimize , geleneklerimize , göreneklerimize daha bağlıydık oysa şimdi onları gözümüzde adeta banal dediğimiz basit bir kavramla özdeşleştirir olduk .Biz bizi görmüyoruz artık biz dışarıdakileri görüp onu kendimizle bütünleştiriyorum ve kendi inanışımızı yaşatan ve yaşayanları da ben senin gibi basit düşünceleri kaybedeli çok oldu kendini biraz geliştir der olduk oysaki asıl onun davranışı doğru iken biz onu dışlıyoruz kendi inanışımızı yaşatıyor diye evet çok yazık biz böyle değil biz bu kadar bencil değildik ne ara olduk bilmek istemiyorum hele inanmak hiç istemiyorum.

YENiDEN

Hayat bize yeniden deme şansını her zaman vermez ama verdiğinde bu şansı kaçırmadan yerine getirmeliyiz. İnsanlar neye nasıl yaklaşcakşarını çoğu zaman bilemeden başkasına danışarak karar kılmaya çalışırlar. Sözde kendilerini rahatlatma havası içindedirler. Nedense ben böyle olamıyorum hep kendi aklıma koyduğum gibi yapar kimseye danışmayıda sevmem. Ama nedense benim karşımdaki insanlar tam tersi bana danışıp akıl alırlar. Evet bu güzel sizin düşüncelerinizden duygularınızdn yararlanıp kendi yollarını şekillendirmeye çalışmaktalar . Güzel ama ne bileyim yine de insan kendi bildiğini yapmalı kendi duygusunun ya da düşüncesinden devam etmeli yoluna tabiki başkalarının düşüncelerinden yararlar ondan yardım iste paylaş hatta sırası geldikçe ama kendi hissiyatını derinlerindekini yaşa başkasının seni yönlendirmesine neden izin veriyorsunuz? Vermeyin .. Dinle öğren ama verme. Hayat senin karşına yeniden başka şekilde yollar sunacak birşekilde bunu doğru zamanda geldiğinde uygula emin ol senin düşüncen benimkinden sana daha faydalı hale gelicek böylelikle kendi kararlarında ilerledikçe her zaman daha emin olucaksın hayatta yeniden dene yaşa gör.